
Modern çağın çocukları, üzerlerindeki beklentiler ve maruz kaldıkları uyaran bombardımanı arasında adeta bir denge cambazı gibi yaşıyor. Ebeveynler olarak bizler de bu hızlı akışta, çocuklarımızın davranışlarını, öğrenme stillerini ve tepkilerini anlamaya çalışırken sık sık kendimizi bir bilinmezliğin ortasında bulabiliyoruz. Son yıllarda adını daha sık duyduğumuz, hatta bazen gereğinden fazla telaffuz edildiğini düşündüğümüz bir kavram var: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Peki, bu durum sadece bir modern çağ sendromu mu, yoksa çocuklarımızın potansiyelini açığa çıkarmak için farklı bir bakış açısı mı gerektiriyor?
Sokaktaki Bir Blogger olarak biz, bu gibi kritik konuları sadece haber vermekle kalmaz, derinlemesine analiz eder ve okuyucularımıza farklı bir pencereden sunmayı hedefleriz. DEHB de bu pencereden bakmayı en çok hak eden konulardan biri. Çünkü benim gözlemlerime göre, bu terim sıklıkla yanlış anlaşılıyor, basmakalıp yargılara kurban ediliyor ve sonuç olarak hem çocukların hem de ailelerin omuzlarına gereksiz bir yük bindiriyor.
DEHB Nedir? Sadece Hareketli Bir Çocuktan Fazlası mı?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, yaygın kanının aksine, yaramazlık veya tembellik değil; beynin yönetici işlevlerinde gözlenen bir farklılıktır. Bu işlevler, planlama, odaklanma, organize olma, dürtü kontrolü ve problem çözme gibi kritik becerileri kapsar. Yani DEHB'li bir çocuk, bu alanlarda tipik gelişim gösteren akranlarından farklı bir yol izler. Bu, onların dünyayı algılama, bilgiyi işleme ve tepki verme biçimlerinde kendisini gösterir.
Sektördeki uzmanların ortak görüşü, DEHB'nin genetik ve nörolojik temelleri olan, yaşam boyu sürebilen bir durum olduğu yönünde. Ancak burada kritik olan nokta, bu durumun bir "bozukluk" olarak etiketlenmesinin yarattığı algıdır. Aslında DEHB'li bireylerin beyinleri, bazı alanlarda "farklı" çalışır. Bu farklılık, çoğu zaman onlara yaratıcılık, yüksek enerji, hızlı düşünme gibi benzersiz avantajlar da sağlayabilir. Toplum olarak biz, bu farklılığı bir zayıflık olarak görmek yerine, bir potansiyel olarak nasıl değerlendirebiliriz, asıl mesele bu.
Bana göre, bir çocuğun yerinde duramaması, hayal kurması veya bir konuya uzun süre odaklanamaması hemen bir DEHB tanısı almak anlamına gelmemeli. Çocukluk, keşfetme, enerji ve merak demektir. Önemli olan, bu davranışların çocuğun günlük yaşamını, öğrenmesini ve sosyal ilişkilerini ne derecede olumsuz etkilediğini objektif bir şekilde değerlendirebilmektir. Bu ince çizgi, çoğu zaman göz ardı edilebiliyor ve ne yazık ki bazı çocuklar gereksiz yere etiketlenebiliyor.
Yanlış Anlamalar ve Yaygın Mitler: DEHB Hakkında Bilmeniz Gerekenler
DEHB etrafında dönen o kadar çok yanlış bilgi var ki, ebeveynlerin kafası doğal olarak karışıyor. "Şeker DEHB yapar", "Televizyon çok izlemek DEHB'ye yol açar", "Sadece erkek çocuklarında görülür", "Büyüyünce geçer" gibi ifadelerle sıkça karşılaşıyoruz. Oysa ki bilimsel veriler, bu mitlerin çoğunu çürütüyor.
Öncelikle, DEHB bir beslenme bozukluğu veya çevresel bir etkenin doğrudan sonucu değildir. Şekerin veya ekran süresinin aşırı tüketimi, her çocukta dikkat dağınıklığına ve hiperaktiviteye benzer semptomlara yol açabilir, ancak bu DEHB'nin kendisi değildir. DEHB, beynin yapısal ve işlevsel farklılıklarından kaynaklanan nörogelişimsel bir durumdur. İkinci olarak, DEHB her iki cinste de görülür, ancak kız çocuklarında semptomlar genellikle daha içe dönük (dikkat eksikliği ağırlıklı) olabildiği için tanı konması daha zor olabilir.
Ve en önemlisi, DEHB "büyüyünce geçer" diye bir şey yoktur. Semptomların şiddeti ve dışa vurumu yaşla birlikte değişebilir, ancak beynin temel işleyişindeki farklılık genellikle devam eder. Yetişkin DEHB'si de oldukça yaygın bir durumdur ve farklı zorluklarla birlikte gelir. Bu nedenle, erken tanı ve doğru yaklaşımlar, çocuğun gelecekteki yaşam kalitesi için hayati öneme sahiptir.
DEHB Tanı Süreci: Neden Bu Kadar Karmaşık?
Bir çocuğa DEHB tanısı koymak, tek bir testle veya kısa bir gözlemle yapılabilecek bir şey değildir. Bu, çok disiplinli bir yaklaşım gerektiren, uzun ve detaylı bir süreçtir. Çocuk ve ergen psikiyatristleri, pedagoglar, okul psikologları ve aileler bu süreçte aktif rol oynar. Davranış gözlem ölçekleri, gelişimsel hikaye, klinik görüşmeler ve okul raporları gibi birçok veri bir araya getirilir.
Kendi gözlemlerime göre, tanı sürecindeki en büyük zorluklardan biri, semptomların öznel yorumlara açık olması ve her çocuğun DEHB'yi farklı şekillerde deneyimlemesidir. Bir çocukta hiperaktivite baskınken, diğerinde dikkat eksikliği ön planda olabilir. Bu da doğru tanıyı koymayı ve kişiye özel bir tedavi planı oluşturmayı zorlaştırır. Ayrıca, DEHB'ye sıklıkla kaygı bozuklukları, öğrenme güçlükleri veya otizm spektrum bozukluğu gibi başka durumlar da eşlik edebilir ki bu da tanı sürecini daha da karmaşıklaştırır.
Ebeveynlere burada düşen en büyük görev, sabırlı olmak ve çocuğun gelişimini bütüncül bir şekilde değerlendirebilecek, güvendikleri bir uzmana danışmaktır. Unutulmamalıdır ki, bir tanı koymak bir etiket yapıştırmak değil, çocuğun ihtiyaçlarını daha iyi anlamak ve ona en uygun desteği sağlamak için bir başlangıç noktasıdır.
Okul ve Evde DEHB'li Çocuğa Yaklaşım: Destekleyici Bir Çevre Yaratmak
DEHB tanısı alan bir çocuğun başarısı ve mutluluğu, büyük ölçüde evde ve okulda kendisine sunulan destekleyici ortama bağlıdır. Bu, sadece çocuğun "sorunlarını" gidermek değil, aynı zamanda onun güçlü yönlerini ortaya çıkarmak ve potansiyelini beslemek anlamına gelir.
Evde Destekleyici Stratejiler: Düzen ve Anlayış
Ev ortamı, DEHB'li bir çocuk için adeta bir liman olmalıdır. Bu limanın düzenli, öngörülebilir ve anlayışlı olması kritik önem taşır. İşte bazı temel stratejiler:
- Rutin ve Yapı: Belirli uyku, yemek, ders çalışma ve oyun saatleri oluşturmak, çocuğun gününü daha düzenli hale getirir ve belirsizliği azaltır. Bu, özellikle DEHB'li çocuklar için beynin yönetici işlevlerine yardımcı olur.
- Net Kurallar ve Sonuçlar: Kuralların açık, anlaşılır ve tutarlı olması gerekir. Kurallara uyulmadığında ortaya çıkacak sonuçlar da önceden belirlenmeli ve sakin bir şekilde uygulanmalıdır.
- Pozitif Pekiştirme: Çocuğun olumlu davranışlarını, başarılarını ve çabalarını övgü, küçük ödüller veya özel zaman geçirme gibi yollarla pekiştirmek, özgüvenini artırır ve istenen davranışları teşvik eder. Ceza yerine olumlu yönleri vurgulamak çok daha etkilidir.
- Etkili İletişim: Çocuğunuzla konuşurken göz teması kurmaya özen gösterin. Kısa, net cümleler kullanın ve talimatları birer birer verin. Gerekirse tekrar etmesini isteyin. Duygularını ifade etmesine olanak tanıyın ve onu yargılamadan dinleyin.
- Enerji Atma İmkanları: DEHB'li çocuklar genellikle yüksek enerjiye sahiptir. Koşma, zıplama, spor yapma gibi fiziksel aktivitelerle bu enerjiyi sağlıklı bir şekilde boşaltmaları sağlanmalıdır.
Bence, ailelerin bu süreçte en çok zorlandığı nokta, tutarlı kalabilmek. Çünkü DEHB, sabır gerektiren, inişli çıkışlı bir yolculuktur. Ebeveynlerin de kendilerine iyi bakmaları, destek gruplarına katılmaları veya gerekirse terapi almaları, bu yolculukta ayakta kalabilmeleri için şarttır.
Okulda Destekleyici Stratejiler: Bireysel İhtiyaçlara Göre Eğitim
Okul, DEHB'li bir çocuğun en çok zorlandığı, ancak aynı zamanda en çok öğrenebileceği ve sosyalleşebileceği ortamlardan biridir. Öğretmenlerin ve okul yönetiminin bilinçli olması, bireysel farklılıklara saygı duyması ve uygun adaptasyonları sağlaması hayati önem taşır.
- Oturma Düzeni: Çocuğun dikkatini dağıtabilecek pencerelerden veya kapı girişlerinden uzağa, öğretmenine yakın bir yere oturtulması faydalı olabilir.
- Kısa ve Net Talimatlar: Öğretmenler, talimatları kısa ve öz vermeli, gerekirse görsel materyallerle desteklemeli ve çocuğun anladığından emin olmalıdır.
- Esneklik ve Molalar: Uzun ders saatlerinde kısa "beyin molaları" vermek, çocuğun odaklanma süresini artırabilir. Sınavlarda ek süre tanımak veya farklı bir ortamda sınava girmesine izin vermek de yardımcı olabilir.
- Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı (BEP): Türkiye'de de uygulanan bu planlar, DEHB'li çocukların özel ihtiyaçlarına göre eğitim hedefleri ve destekleri belirler. Bu planın aile, öğretmen ve uzman iş birliğiyle hazırlanması ve düzenli olarak gözden geçirilmesi önemlidir.
- Öğretmen-Veli İletişimi: Düzenli ve açık bir iletişim, çocuğun okulda ve evde yaşadığı zorlukları anlamak ve ortak çözümler geliştirmek için vazgeçilmezdir.
Sektördeki uzmanların belirttiği gibi, bir çocuğun öğrenme tarzına saygı duymak ve ona uygun yöntemler sunmak, sadece DEHB'li çocuklar için değil, tüm öğrenciler için kapsayıcı bir eğitim ortamı yaratmanın temelidir. Bence bu, eğitim sistemimizin geleceği için üzerinde durmamız gereken en önemli konulardan biri.
İlaç Tedavisi ve Alternatif Yöntemler: Doğru Bilgilerle Karar Vermek
DEHB tedavisinde ilaç kullanımı, genellikle ebeveynler arasında en çok tartışılan ve en çok endişeye yol açan konulardan biridir. Ancak bilimsel kanıtlar, belirli durumlarda ilaç tedavisinin oldukça etkili olabileceğini göstermektedir.
İlaç Tedavisi: Ne Zaman ve Nasıl?
DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar genellikle beynin dikkat ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerindeki nörotransmitter (kimyasal taşıyıcı) seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. Bu ilaçlar, semptomların şiddetini azaltarak çocuğun okulda ve günlük yaşamında daha iyi işlev görmesine yardımcı olabilir. Ancak, ilaç tedavisi bir "tedavi"den ziyade, semptom yönetimidir ve bir sihirli değnek değildir.
Kendi gözlemlerime göre, ilaç tedavisinin faydaları genellikle iyi tanımlanmış semptomları olan ve diğer müdahalelere (davranış terapisi, eğitim desteği) yeterince yanıt vermeyen çocuklarda görülür. Karar, mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından, çocuğun bireysel durumu, yaşı, semptomların şiddeti ve olası yan etkiler dikkatlice değerlendirilerek verilmelidir. Ailelerin ilaçlar hakkında açık sorular sorması, endişelerini dile getirmesi ve tedavi sürecini yakından takip etmesi çok önemlidir.
Unutulmamalıdır ki, ilaç tedavisi genellikle tek başına yeterli değildir. En iyi sonuçlar, ilaç tedavisi ile birlikte davranış terapileri, eğitim destekleri ve aile danışmanlığını içeren kapsamlı bir yaklaşım ile elde edilir. İlaçlar, çocuğun öğrenme ve yeni beceriler kazanma kapasitesini artırırken, terapiler bu becerileri nasıl kullanacağını öğretir.
Alternatif Yöntemler ve Tamamlayıcı Terapiler
DEHB için birçok alternatif tedavi yöntemi öne sürülse de, bunların çoğu bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. Besin takviyeleri, özel diyetler, neurofeedback (nöro geri bildirim) gibi yöntemler ilgi çekici olsa da, etkileri üzerine yapılan araştırmalar genellikle yetersizdir veya çelişkili sonuçlar vermektedir.
Sektördeki uzmanların ortak görüşü, bilimsel kanıtı olmayan yöntemlere aşırı güvenmek yerine, kanıtlanmış tedavi yaklaşımlarına odaklanmak gerektiğidir. Ancak bu, tamamlayıcı yaklaşımların tamamen göz ardı edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Örneğin, mindfulness (farkındalık) egzersizleri, yoga, sanat terapisi veya müzik terapisi gibi yöntemler, çocuğun stresini azaltmasına, odaklanma becerilerini geliştirmesine ve duygusal düzenlemesini sağlamasına yardımcı olabilir. Bu yöntemler, ana tedavi planına destekleyici olarak eklenebilir, ancak hiçbir zaman ana tedavi yerine geçmemelidir.
Bence, ebeveynlerin burada "umut tacirlerine" karşı dikkatli olması gerekiyor. Çocuğunun iyiliği için her şeyi yapmaya hazır olan bir ebeveynin çaresizliğinden faydalanmaya çalışan kişi ve kuruluşlar her zaman olacaktır. Karar verirken her zaman bilimsel kanıtları, uzman görüşlerini ve kendi içgüdülerinizi bir araya getirmeye çalışın.
EDİTÖRÜN ÖZEL ANALİZİ: DEHB ve Geleceğin Yaratıcı Beyinleri
Bir toplum olarak, DEHB'ye bakış açımızın derinlemesine bir revizyona ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çocuklarımızı standart kalıplara sokmaya çalışmak, onların benzersiz yeteneklerini köreltebilir. Modern eğitim sistemleri, ne yazık ki genellikle "ortalamaya" odaklanır ve farklı düşünen, farklı öğrenen bireyleri dışlayıcı bir yapıya sahip olabilir.
DEHB'li çocukların dünyayı algılama biçimleri, çoğu zaman geleneksel düşünce kalıplarının dışındadır. Onlar "kutunun dışında" düşünen, hızlı bağlantılar kurabilen, yenilikçi fikirler üretebilen potansiyel liderler ve sanatçılar olabilirler. Tarihte de birçok önemli şahsiyetin (örneğin Albert Einstein, Walt Disney gibi isimlerin) DEHB özelliklerine sahip olduğuna dair spekülasyonlar vardır. Bu, elbette bir genelleme değil, ancak bize DEHB'nin sadece bir "eksiklik" olmadığını, doğru yönlendirildiğinde müthiş bir güce dönüşebileceğini gösteriyor.
Sektördeki uzmanlar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte odaklanma ve dikkat sürelerinin genel olarak azaldığını belirtiyor. Bu, DEHB tanılarının artmasının bir nedeni olabilir mi? Bence evet. Ekran bağımlılığı, sürekli bilgi akışı ve anlık tatmin arayışı, hepimizin dikkatini dağıtıyor. Bu ortamda DEHB'li bir çocuğun "anormal" görünmesi çok daha kolay hale geliyor. Asıl problem, belki de çocuklarımızda değil, onların içinde yaşadığı ve onlardan sürekli "sakin olmalarını", "yerlerinde durmalarını" bekleyen sistemde yatıyor.
Geleceğin dünyası, robotikleşen süreçlerin ötesinde, yaratıcı düşünceye, problem çözme yeteneğine ve adaptasyona ihtiyaç duyacak. DEHB'li bireylerin bu alanlarda doğal bir yatkınlığı olabilir. Bizim görevimiz, bu çocukları mevcut kalıplara uymaya zorlamak yerine, onların kendi parlaklıklarını keşfetmelerine olanak tanımak ve onları geleceğin dünyasına hazırlamaktır. Bu, sadece DEHB'li çocuklar için değil, toplumun tamamı için bir kazanç olacaktır. Geleceğin dünyasında kariyer seçimlerinin ne denli kritik olduğunu düşünürsek, çocuklarımızın potansiyellerini erken yaşta keşfetmek ve yönlendirmek hayati önem taşımaktadır. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isterseniz, Geleceğin Kariyer Haritası Ortaokulda Çiziliyor: MEB’den TÜBİTAK Onaylı Mesleki Eğilim Testi Devrimi başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.
Hayatın farklı alanlarında olduğu gibi, dünya siyasetindeki karmaşık gelişmeler de bazen odaklanmamızı zorlaştırabilir. Farklı bir perspektiften dünya gündemini değerlendirmek isterseniz, Ortadoğu Barut Fıçısı: Trump-Netanyahu Görüşmesinin Perde Arkası ve İran'a Kritik Hamle İddiaları başlıklı yazımız da ilginizi çekebilir.
DEHB Yönetiminde Temel Yaklaşımların Karşılaştırmalı Analizi
DEHB yönetimi, tek bir "en iyi" çözüm yerine, çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre uyarlanmış farklı yaklaşımların bir kombinasyonunu gerektirir. Aşağıdaki tablo, yaygın olarak kullanılan bazı yaklaşımların avantaj ve dezavantajlarını özetlemektedir.
| Yaklaşım | Temel Özellikler | Avantajları | Dezavantajları | Kimlere Uygun |
|---|---|---|---|---|
| İlaç Tedavisi | Beyindeki nörotransmitterleri düzenleyici ilaçlar (uyarıcılar, uyarıcı olmayanlar). | Semptomları hızla azaltır, odaklanmayı artırır, dürtüselliği düşürür. | Yan etkiler (uyku sorunları, iştahsızlık), herkes için uygun değil, bağımlılık endişesi (düşük risk). | Şiddetli semptomlar gösteren, diğer müdahalelere yanıt vermeyen çocuklar. |
| Davranış Terapisi (BDT) | Davranış yönetimi stratejileri, sosyal beceri eğitimi, problem çözme teknikleri. | Çocuğa ve aileye somut beceriler kazandırır, kalıcı davranış değişiklikleri sağlar, yan etkisi yoktur. | Uzun süreli ve tutarlı uygulama gerektirir, uzman bulmak zor olabilir. | Tüm DEHB'li çocuklar, özellikle genç yaşta olanlar. |
| Eğitimsel Destekler | Bireyselleştirilmiş eğitim planları (BEP), öğretim stratejilerinin uyarlanması, özel öğrenme ortamları. | Çocuğun akademik başarısını artırır, okulda adaptasyonu sağlar, özgüvenini destekler. | Okulun kaynaklarına ve öğretmenlerin farkındalığına bağlı, her okulda yeterli destek bulunmayabilir. | Tüm DEHB'li çocuklar, özellikle okul çağındakiler. |
| Aile Danışmanlığı/Eğitimi | Ebeveynlere DEHB hakkında bilgi verme, yönetim stratejileri öğretme, stres yönetimi. | Aile içi uyumu artırır, ebeveynlerin stresi azalır, çocuğa daha iyi destek sağlarlar. | Ebeveynlerin zaman ve çaba harcamasını gerektirir, tüm aile üyelerinin katılımı önemlidir. | DEHB tanısı alan çocuğu olan tüm aileler. |
| Tamamlayıcı Yaklaşımlar | Mindfulness, yoga, sanat terapisi, spor aktiviteleri, diyet düzenlemeleri. | Stresi azaltır, genel refahı artırır, yan etkisi genellikle yoktur. | Bilimsel kanıtları sınırlı, ana tedavi yerine geçmemeli, maliyetli olabilir. | Ana tedaviye destek arayan ve bilimsel kanıta dayalı olmayan yöntemlere açık olan aileler. |
SIKÇA SORULAN SORULAR (FAQ)
DEHB tanısı konmuş bir çocuğun okulda başarılı olması için aileler nelere dikkat etmeli?
Aileler, öğretmenlerle düzenli iletişimde olmalı, çocuğun bireyselleştirilmiş eğitim planının (BEP) uygulanıp uygulanmadığını takip etmeli ve evde ders çalışma rutinleri oluşturarak destekleyici bir ortam sağlamalıdır. Çocuğun güçlü yönlerini keşfetmeye ve bu alanlarda onu teşvik etmeye odaklanmak, akademik başarıdan ziyade motivasyon ve özgüven için kritik öneme sahiptir.
DEHB ilaçları bağımlılık yapar mı ve uzun vadeli kullanımları güvenli midir?
DEHB ilaçları, doktor gözetiminde ve doğru dozlarda kullanıldığında bağımlılık riski oldukça düşüktür. Aksine, DEHB tedavi edilmediğinde, bireylerin kendi kendilerini ilaçlarla veya diğer maddelerle "tedavi etmeye" çalışmaları sonucu madde bağımlılığı riski artabilir. Uzun vadeli kullanımlarının güvenliği konusunda yapılan araştırmalar genellikle olumlu sonuçlar vermektedir, ancak her çocuğun bireysel yanıtı farklı olacağından düzenli doktor kontrolü şarttır.
DEHB'li bir çocuğun dikkat süresini artırmak için evde hangi oyunlar oynanabilir veya aktiviteler yapılabilir?
Yapılandırılmış oyunlar ve aktiviteler dikkat süresini artırmaya yardımcı olabilir. Örneğin, yapbozlar, blok oyunları (Lego gibi), hafıza oyunları, strateji gerektiren masa oyunları (satranç, dama), odaklanma gerektiren sanat veya el işi aktiviteleri (origami, boyama) faydalı olabilir. Önemli olan, çocuğun ilgisini çeken ve kademeli olarak zorlaşan aktiviteler seçmektir.
Çocuğumda DEHB olduğundan şüpheleniyorum, ilk olarak hangi uzmana başvurmalıyım?
Çocuğunuzda DEHB belirtileri gözlemlediğinizde, ilk olarak bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurmanız en doğru adımdır. Bu uzmanlar, doğru tanıyı koyma, tedavi planı oluşturma ve gerektiğinde ilaç tedavisi önerme konusunda yetkili ve deneyimlidir. Ayrıca, okul psikologları ve pedagoglar da tanı sürecinde ve eğitimsel desteklerde yardımcı olabilir.
DEHB tanısı almış bir çocuğa karşı ebeveynlerin tutumu nasıl olmalı?
Ebeveynlerin tutumu anlayışlı, sabırlı ve destekleyici olmalıdır. DEHB'nin bir seçim veya yaramazlık olmadığını anlamak esastır. Çocuğunuzu koşulsuz sevdiğinizi ve ona inandığınızı hissettirin. Tutarlı sınırlar koyun, olumlu davranışları pekiştirin ve ona problem çözme becerileri kazandırmaya odaklanın. Ayrıca, kendinize de iyi bakmayı ve destek aramayı unutmayın, çünkü bu süreç ebeveynler için de yorucu olabilir.
Sonuç olarak, DEHB bir etiket değil, bir başlangıç noktasıdır. Çocuklarımızı ve onların benzersiz beyinlerini anlamak, onlara doğru desteği sağlamak ve potansiyellerini ortaya çıkarmalarına yardımcı olmak hepimizin görevidir. Sokaktaki Bir Blogger olarak biz, bu tür konularda aydınlatıcı ve derinlemesine bilgiler sunmaya devam edeceğiz.