Ortadoğu'nun kırılgan barışı, bir kez daha Beyrut'un güneyindeki Dahieh mahallesinde yankılanan patlama sesleriyle sınandı. Geçtiğimiz hafta ABD aracılığıyla sağlandığı duyurulan ateşkesin üzerinden henüz günler geçmişken, İsrail'in Lübnan başkentine yönelik hava saldırıları, bölgedeki tansiyonun ne denli yüksek olduğunu ve diplomatik çabaların dahi çoğu zaman ne kadar yüzeysel kaldığını acı bir şekilde gözler önüne serdi.
Bu saldırı, sadece iki apartman dairesini hedef almakla kalmadı, aynı zamanda zaten pamuk ipliğine bağlı olan umutları da yerle bir etti. İki can kaybı, yirmiyi aşkın yaralı ve aralarında kadınların, çocukların da bulunduğu masum siviller... Sokaktakibirblogger.com olarak, bu tür olayların sadece haber değeri taşımadığını, aynı zamanda ardındaki karmaşık dinamikleri ve insan hikayelerini anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Peki, bu son saldırı ne anlama geliyor? ABD'nin çabaları neden yeterli gelmiyor ve bölgeyi bekleyen olası senaryolar neler?
Beyrut'a Yönelik Son Saldırı: Kırılgan Bir Dengenin Çöküşü
İsrail'in Beyrut'un güneyindeki Hizbullah kontrolündeki Dahieh bölgesine düzenlediği hava saldırıları, geçtiğimiz Pazar günü bir kez daha bölgeyi savaşın eşiğine getirdi. Lübnan sağlık bakanlığına göre iki kişinin hayatını kaybettiği, en az yirmi kişinin yaralandığı bu saldırılar, ABD arabuluculuğunda varıldığı iddia edilen ateşkesin ardından gerçekleşen ilk büyük saldırı olarak kayıtlara geçti. Görüntüler, bir konut binasının alt katlarının tamamen yerle bir olduğunu, beton ve bükülmüş metallerin sokağa savrulduğunu gösteriyor. Sosyal medyaya yansıyan videolarda ise kalabalıkların yaralılara yardım etmek için olay yerine koşuşturduğu görülüyor; ki bu, bölge halkının ne kadar büyük bir travma yaşadığının açık bir göstergesi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırıları "Hizbullah'ın İsrail topraklarına ateş açmasına misilleme" olarak tanımlayarak, Dahieh'deki "terörist karargahlarının" hedef alındığını belirtti. İsrail ordusunun Arapça konuşan sözcüsü, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı paylaşımda "Hizbullah terörist altyapısının" hedef alındığını ve "devamının geleceğini" ima ederek gerilimi daha da tırmandırdı. Bence bu ifadeler, İsrail'in sadece bir misilleme değil, aynı zamanda bölgedeki rakiplerine açık bir gözdağı verdiğini gösteriyor. Kendi gözlemlerime göre, İsrail, ABD'nin baskılarıyla sınırlı tuttuğu Beyrut saldırılarına yeniden başlamanın, bölgedeki dengeleri kökten değiştirecek bir mesaj taşıdığını düşünüyor olabilir.
Ancak bu durumun tek taraflı olmadığını da belirtmek gerek. Hizbullah, İsrail topraklarına yönelik roket saldırılarının, İsrail'in ateşkes ihlallerine ve güney Lübnan köylerine yaptığı saldırılara bir yanıt olduğunu açıkladı. Bu karşılıklı suçlamalar, aslında "ateşkes" adı verilen durumun sadece kağıt üzerinde kaldığını ve sahada sürekli bir çatışma halinin devam ettiğini kanıtlıyor. Her iki taraf da "misilleme" söylemini kullanarak kendi eylemlerini meşrulaştırmaya çalışırken, bedeli masum siviller ödüyor.
ABD'nin Çabaları ve Trump'ın Karmaşık Mirası
Bu son saldırılar, ABD'nin bölgedeki arabuluculuk çabalarının ne kadar hassas bir zeminde yürüdüğünü bir kez daha ortaya koydu. Kaynaklarda belirtildiği üzere, geçtiğimiz hafta ABD arabuluculuğunda sağlanan ateşkes, İsrail'in Beyrut saldırılarını sınırlaması karşılığında gelmişti. Hatta saldırılardan bir hafta önce İsrail'in Dahieh'e geniş çaplı bir operasyon tehdidinde bulunması, mahalleden kitlesel kaçışlara yol açmış ve Amerikan diplomasisini âdeta çılgına çevirmişti. Başkan Trump'ın o dönemde Truth Social üzerinden yaptığı "Beyrut'a asker gitmeyecek" açıklaması ve Katar üzerinden İsraillilere geri adım atmaları talimatı verildiği bilgisi, Washington'ın ne kadar büyük bir diplomatik baskı uyguladığını gösteriyor.
Peki, şimdi ne değişti? Trump'ın NBC'deki Meet the Press programında yaptığı açıklamalar oldukça dikkat çekiciydi. Lübnan'ın İran'la yapılacak herhangi bir barış anlaşmasının parçası olmasını talep etmediğini belirterek, iki konuyu "ayrı yollar" olarak ele alması, bence mevcut krizin derinliğini anlamak için kilit bir nokta. Bu, ABD'nin aslında bölgesel denklemleri farklı aktörler üzerinden yönetmeye çalıştığının, ancak bu yaklaşımın sahada karmaşık sonuçlar doğurduğunun bir işareti olabilir. Sektördeki uzmanların ortak görüşü, ABD'nin Ortadoğu'daki diplomatik oyununda, bir yandan İran'la gerilimi azaltmaya çalışırken, diğer yandan İsrail'in güvenlik endişelerini tamamen göz ardı edemediği yönünde. Bu ince çizgi üzerinde yürümek, Washington için giderek zorlaşıyor.
Lübnan, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İsrail'e roket atmasıyla savaşa çekilmişti; bu da İsrail'in İran dini liderini öldüren saldırısına misilleme idi. İsrail'in Lübnan genelinde hava saldırıları ve güneyde kara işgali ile yanıt vermesi, gerilimi daha da tırmandırdı. 17 Nisan'dan bu yana "adı var kendi yok" bir ateşkes yürürlükte olsa da, her iki tarafça sürekli ihlal edildi. Pazar günkü saldırı, ateşkes yürürlüğe girdiğinden beri başkente yapılan üçüncü saldırıydı; ilk ikisi Hizbullah komutanlarını hedef almıştı. Bu durum, ateşkesin pratikte bir anlam ifade etmediğini ve çatışmaların düşük yoğunluklu da olsa sürekli devam ettiğini kanıtlıyor.
Diplomatik Çıkmaz ve Reddedilen Anlaşmalar
Bölgedeki diplomatik çabaların neden başarısız olduğunu anlamak için, yerel aktörlerin tutumlarına bakmak şart. Lübnan Parlamento Sözcüsü Nabih Berri'nin, ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında yapılan nadir görüşmelerin ardından duyurulan anlaşmayı "bir tuzak" olarak reddetmesi oldukça manidardı. Berri'nin, anlaşmada İsrail'in ülkenin güneyindeki işgal altındaki topraklardan çekilmesi konusunda hiçbir ibarenin bulunmamasını eleştirmesi, aslında Lübnan'ın temel beklentilerini ve kırmızı çizgilerini ortaya koyuyor. Kendi gözlemlerime göre, bu tür anlaşmaların sadece askeri gerilimi durdurmaya odaklanması, bölgedeki kalıcı sorunları çözmekten uzak kalıyor.
Hezbollah'ın bu görüşmelerde bir sandalyesi olmaması da bir diğer önemli detay. Grubun lideri Naim Qassem, Perşembe günü yaptığı yazılı açıklamada, grubun silahsızlandırılmasının "düşmanın hedeflerini gerçekleştirmeye" eşdeğer olacağını belirtti. Bu açıklama, Hizbullah'ın kendi varoluşsal misyonunu askeri kapasitesine bağladığını ve uluslararası baskılara rağmen bu konumundan kolay kolay vazgeçmeyeceğini açıkça gösteriyor. Silahsızlanma talebi, Hizbullah için bir "teslimiyet" anlamı taşıyor ve bu da bölgesel çözüm arayışlarını çıkmaza sokan en büyük etkenlerden biri.
İlginizi çekebilir: ABD'nin Ortadoğu Ateşkes Hamlesi Neden Çöktü? Hezbollah'ın 'Teslimiyet' Retoriği ve Bölgesel Sonuçları
Editörün Özel Analizi: Perde Arkası ve Geleceğe Yönelik Öngörüler
Bu son saldırılar ve diplomatik söylemler, Ortadoğu'nun derinliklerinde yatan karmaşık bir oyunun sadece görünen yüzü. Bence, İsrail'in ABD'nin arabuluculuğundaki bir ateşkesin hemen ardından Beyrut'u vurması, birden fazla mesaj taşıyor. Birincisi, Washington'ın bölgedeki nüfuzunun, İsrail'in kendi güvenlik algıları söz konusu olduğunda sınırlı olduğunu gösteriyor. Netanyahu hükümeti, iç politikada da sıkışık bir dönemden geçerken, Hizbullah'a karşı sert bir duruş sergileyerek hem caydırıcılık mesajı vermek hem de kamuoyuna güçlü liderlik imajı sunmak istiyor olabilir.
İkincisi, bu saldırı İran'a yönelik bir sinyal de olabilir. İran'ın dış politika ve ulusal güvenlik komitesi sözcüsü Ebrahim Rezaie'nin "kararlı ve acı verici bir yanıt" vaat etmesi, gerilimin sadece Lübnan ve İsrail arasında değil, daha geniş bir İran-İsrail ve hatta ABD-İran ekseninde tırmanabileceğine işaret ediyor. Unutmayalım ki, ABD, İran dronlarını ve radar tesislerini vururken, Tahran da ABD üslerini hedef aldığını iddia etmişti. Bu karşılıklı hamleler, vekil savaşların ne kadar hızlı bir şekilde doğrudan çatışmaya dönüşebileceğinin ürkütücü bir göstergesi.
Kendi gözlemlerime göre, Trump'ın Lübnan ve İran'ı ayrı ele alma yaklaşımı, bölgedeki kartları yeniden karıştırabilir. Bu strateji, bir yandan daha büyük bir anlaşma için alan açma potansiyeli taşırken, diğer yandan da Lübnan'ı kendi kaderine terk edilmiş hissettirebilir. Lübnan içindeki siyasi fay hatları, Hizbullah'ın ülkedeki tartışmasız gücü ve ekonomik krizle boğuşan bir devlet yapısı göz önüne alındığında, bu ayrım, Lübnan'ı daha da derin bir kaosa sürükleyebilir.
Peki, gelecekte bizi ne bekliyor? Sektördeki uzmanların ortak görüşü, bu saldırının tekil bir olaydan ziyade, bölgedeki güç mücadelesinin vekaleten yürütülen bir aşaması olduğu yönünde. Ateşkesler, kalıcı barış anlaşmaları yerine sadece "nefeslenme" aralıkları olarak görülüyor. İsrail'in "devamı gelecek" mesajı ve İran'ın "acı verici yanıt" vaadi, bu döngünün daha da şiddetlenerek devam edeceğini düşündürüyor. Bölgedeki ülkeler ve uluslararası aktörler, barış için gerçekten samimi bir çaba göstermedikçe, bu kısır döngüden çıkış yolu bulmak zor görünüyor.
İlginizi çekebilir: Ortadoğu'da Kartlar Yeniden Dağıtılıyor: Trump'ın İran Çıkışı ve Hürmüz Boğazı'nın Kritik Önemi
Olası Senaryolar ve Beklentiler
- Gerilimin Tırmanması: En olası senaryo, karşılıklı misillemelerin belirli bir yoğunlukta devam etmesi ve zaman zaman daha büyük saldırılara dönüşmesidir. Bu, hem İsrail hem de Hizbullah için bir güç gösterisi olarak algılanabilir.
- Sınırlı Çatışma: Tam teşekküllü bir savaş yerine, tarafların belirli hedeflere yönelik operasyonlar düzenleyerek kontrolü elde tutmaya çalışmaları beklenebilir. Ancak, yanlış bir hesaplama veya beklenmedik bir olay, bu "sınırlı" çatışmayı hızla genişletebilir.
- Yeni Diplomatik Girişimler: ABD veya diğer uluslararası aktörler, gerilimin daha fazla tırmanmasını engellemek için yeni arabuluculuk çabalarına girebilir. Ancak, Nabih Berri ve Naim Qassem'in mevcut anlaşmaya yönelik tutumları, bu tür girişimlerin de kolay olmayacağını gösteriyor.
- Lübnan'ın İç Politikasına Etkileri: Saldırılar, Lübnan içindeki siyasi dinamikleri daha da karmaşık hale getirecektir. Hizbullah'ın gücü ve ülkenin egemenliği konusundaki tartışmalar alevlenebilir, bu da zaten zayıf olan Lübnan devletini daha da zor durumda bırakabilir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
S: ABD arabuluculuğunda bir ateşkes duyurulmuşken, İsrail neden Beyrut'u vurdu?
C: İsrail, saldırının Hizbullah'ın İsrail topraklarına ateş açmasına misilleme olduğunu belirtmiştir. Ancak bu, ABD'nin arabuluculuk çabalarının sahadaki gerilimi kontrol altında tutmakta zorlandığını veya İsrail'in kendi güvenlik önceliklerini uluslararası diplomatik baskının üzerinde tuttuğunu göstermektedir. Ateşkes, adından da anlaşılacağı gibi "adı var kendi yok" bir durumdadır.
S: Bu saldırı, bölgede daha geniş çaplı bir savaşa yol açabilir mi?
C: Potansiyel her zaman mevcuttur. İran'ın "kararlı ve acı verici yanıt" vaadi ve İsrail'in "devamı gelecek" söylemi, gerilimin tırmanma riskini artırmaktadır. Ancak, büyük bir savaşın yıkıcı sonuçları nedeniyle, tarafların şimdilik kontrollü gerilim stratejisi izlemesi beklenmektedir.
S: Lübnan Hükümeti bu durumda ne yapabilir?
C: Lübnan hükümeti, ülkenin güneyindeki işgal altındaki topraklardan İsrail'in çekilmesini talep eden bir anlaşma için uluslararası baskıyı sürdürmeye çalışacaktır. Ancak Hizbullah'ın ülkedeki etkin gücü ve kendi siyasi gündemi, Lübnan'ın uluslararası alanda tek ses olmasını zorlaştırmaktadır.