
Son günlerde Türkiye’nin gündemi, daha önce sadece Amerika Birleşik Devletleri’ndeki haber bültenlerinde görmeye alışık olduğumuz türden trajik okul baskınlarıyla sarsıldı. Şanlıurfa’nın ardından Kahramanmaraş’ta bir öğretmenin ve sekiz öğrencinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan şiddet olayları, toplumda derin bir endişe dalgası yarattı. Bu olaylar sadece bireysel birer cinnet vakası mı, yoksa modern çocuk yetiştirme tarzımızın acı bir meyvesi mi? Uzmanlar, "prens ve prenses" olarak büyütülen çocukların, sınır tanımayan narsistik bireylere dönüşerek toplumsal güvenliği tehdit eder hale geldiği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.
Türkiye’de Okul Şiddeti: Batı Tarzı Bir Kriz mi Kapıda?
Yıllardır ABD ile özdeşleşen okul baskınları ve toplu saldırı vakaları, maalesef artık Türkiye'nin de acı bir gerçeği haline gelmiş durumda. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta üst üste yaşanan olaylar, şiddetin okul sıralarına kadar sızdığını ve çocukların şiddet uygulama potansiyelinin korkutucu boyutlara ulaştığını gösteriyor. Uzmanlar, bu durumun sadece bir güvenlik sorunu olmadığını, temelinde derin psikolojik ve pedagojik kırılmaların yattığını belirtiyor. Çocukların bu denli büyük bir öfkeyle dolması ve bunu bir katliama dönüştürebilmesi, toplumsal yapımızdaki "çocuk merkezli" dönüşümün yan etkilerini tartışmaya açıyor.
"Çocukerkil" Dönem ve Patolojik Narsisizmin Yükselişi
Türk Pediatri Kurumu üyesi ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Doğangün, günümüzdeki aile yapısını "çocukerkil" olarak tanımlıyor. Geleneksel aile yapısından modern yapıya geçişte kantarın topuzunun kaçtığını vurgulayan Doğangün, çocukların her istediğinin yapıldığı ve sınırsız bir özgürlük alanına sahip oldukları bu sistemin narsisizmi beslediğini ifade ediyor.
"Çocukerkil bir döneme döndük. Bu durum çocukları narsistik bir yapıya dönüştürdü. Narsistik yapı her insanda bir miktar vardır. Tansiyon gibi. Ama bu sistem negatif şekilde, kartopu şeklinde büyüyerek patolojik narsisizme dönüşüyor. Bunun bir üst boyutu da psikozdur. O zaman da gerçekliği değerlendirme yetisi kaybolur."
Bu "patolojik narsisizm", çocuğun kendisini dünyanın merkezinde görmesi ve başkalarının haklarını, sınırlarını yok sayması anlamına geliyor. Çocuk, engellendiği veya "hayır" cevabını aldığı ilk ciddi durumda, bu narsistik yaralanmayı şiddetle dışa vurabiliyor.
Rakamlarla Acı Tablo: Çocuk Suç Oranlarındaki Artış
Şiddet eğilimindeki artış sadece bireysel gözlemlerle değil, devletin resmi verileriyle de destekleniyor. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur tarafından paylaşılan TÜİK verileri, 2024 yılında çocukların karıştığı suçlardaki korkutucu yükselişi gözler önüne seriyor. Verilere göre:
- 2024 yılında güvenlik birimlerine getirilen çocuk sayısında bir önceki yıla göre %10 oranında bir artış yaşandı.
- Doğrudan "suça sürüklenen çocuk" oranında ise bir önceki yıla göre %13,3 gibi ciddi bir artış kaydedildi.
- Şiddet, toplumun her katmanında bir kartopu gibi büyüyerek çocukları da içine çekmeye devam ediyor.
Bu veriler, sorunun münferit olaylardan ziyade, sistemsel bir rehabilitasyon ve eğitim revizyonu gerektirdiğini kanıtlıyor.
Gerçeklik Algısının Kaybı: Narsisizmden Psikoza Giden Yol
Patolojik narsisizmin en tehlikeli aşaması, bireyin gerçeklikle olan bağının kopmasıdır. Prof. Dr. Burak Doğangün’ün belirttiği gibi, narsisizm kontrol altına alınmadığında ve çevre tarafından sürekli beslendiğinde, bu durum psikoza evrilebilir. Psikoz aşamasında olan bir çocuk veya genç için "başkasının canını yakmak" ya da "kendi adaletini sağlamak" eylemleri, çarpıtılmış bir gerçeklik algısı içinde meşrulaşır. Okul baskınlarındaki soğukkanlılık ve planlı şiddet, bu gerçeklik kaybının en somut örneğidir.
Çözüm Nerede? Sınır Koymanın ve Empatinin Önemi
Modern ebeveynlikte "çocuğun özgüvenini kırmamak" adına yapılan en büyük hata, onlara sınır koymaktan kaçınmaktır. Ancak uzmanlar, sınırların çocuklar için aslında bir "güvenlik alanı" oluşturduğunu hatırlatıyor. Sağlıklı bir birey yetiştirmek için şunlara dikkat edilmesi kritik önem taşıyor:
- Hayırdır Demeyi Öğrenmek: Çocuğa her istediğinin olamayacağını küçük yaştan itibaren öğretmek, onu gelecekteki hayal kırıklıklarına ve narsistik kırılmalara karşı korur.
- Empati Eğitimi: Başkalarının duygularını anlama ve haklarına saygı duyma yetisi, şiddetin en güçlü panzehiridir.
- Dijital ve Sosyal Kontrol: Şiddet içerikli oyunlar ve sosyal medya akımlarının, zaten kırılgan olan narsistik yapıyı tetiklemesine izin verilmemelidir.
Sonuç olarak, Türkiye'de artan çocuk şiddeti ve suça sürüklenme oranları, sadece adli bir mesele değil; sosyolojik ve psikolojik bir imdat çağrısıdır. "Prens ve prenses" yetiştirme arzusuyla çocukların gerçeklikten kopmasına izin vermek, maalesef toplumun geleceğini ateşe atmakla eşdeğerdir.
Sosyal Medyada Takip Edin (Yakında)